Atlar ve psikoloji denildiğinde akla ilk gelen olaylardan biri Akıllı Hans’dır. Berlin’de 1800’lerin sonlarında, Wilhelm Von Osten’in aritmetik ve entelektüel görevleri yerine getirebildiğini iddia ettiği Hans isimli bir atı vardı. Hans ile düzenlediği gösteriler Almanya’da büyük ve coşkulu kalabalıkların ilgisini çekiyordu. 1904’te New York Times bu atın inanılmaz yeteneklerini yayınlamıştı.
Hans onu izleyen seyircilerin sayısını sayabilme, aritmetik işlemler yapma, saat okuma, kelime okuma ve heceleme hatta müzik tonlarını tanımlama becerisiyle hem Alman halkını hem de bilim insanlarını şaşkınlığa uğratmıştı. Hans’a bir resim gösterildiğinde, ressamın adını heceleyebiliyordu. Aynı şekilde; çeşitli melodiler çalındığında besteciyi tanımlayabiliyordu. Ona inanmayan insanların genel geçer sorularını bile doğru cevaplandırıyordu. Tüm bu soruların cevabını çeşitli toynak vuruşları ve kafa hareketleriyle veriyordu.
Çoğunluğun iddiası, sahibi tarafından iyi eğitilmiş bir atın bunu yaparak insanları aldatıyor olmasıydı. Ancak kısa süre sonra Hans’ın sadece sahibine değil, sahibi olmadığında bile herhangi bir kişiye doğru cevaplar verdiği herkes tarafından gözlemlenmişti.
1904’te Hans’ın yeteneklerinin gerçek olup olmadığını belirlemek için bir komisyon kuruldu. Bir yılı aşkın süren çalışmanın sonucunda; 1907’de bir biyolog ve psikolog olan Oscar Pfungst’un titiz incelemesiyle Hans’ın sırrı açıklanmış oldu. Hans’a soruyu soran kişi cevabı bilmiyorsa veya soruyu soran kişiyi göremiyorsa hiçbir soruya doğru cevap veremiyordu. Hans, soru soran kişinin küçük duruş, mikro mimik ve ifade değişiklikleri yaptığını fark edebilen kusursuz ve zeki bir gözlemciydi. Karşısındaki kişinin beden diline göre doğru cevabı veriyordu. Bu olay psikolojide bir devrim yaratmıştı. Hayvan davranışı ile ilgili araştırmalarda denetçi ve deney hayvanı arasındaki yüz yüze temastan kaçınılması, araştırmaların en önemli unsurlarından biri haline gelmişti. Peki atlarda görülen bu yeteneğin altında yatan neydi? Atların psikolojik özelliklerine yakından bakalım.
Atlar, yüzyıllar boyu insanlarla birlikte yaşamış ve onlarla derin bağlar kurabilmiş duygusal varlıklardır. Atların beden dili okuma becerileri, güçlü hafızaları, duygusal farkındalıkları ve davranışları yansıtma yetenekleri insanlarla nasıl bu kadar derinden bağ kurabildiklerini açıklamaktadır. Bu nedenle atların, vahşi doğadaki diğer hayvanlar gibi yalnızca “savaş ya da kaç” mekanizmaları olduğu düşünülmemelidir. Necip Fazıl’ın da dediği gibi, atlar ne insan ne hayvandır. Onlar bu ikisi arasında bir canlıdır.
Atlar, doğal yaşamlarında av konumunda olmaları sebebiyle hayatta kalabilmeleri için güçlü duygusal özellikler geliştirmek durumunda kalmışlardır. Çevrelerinden gelen uyaranları, koku ve işitme duyuları ile hızlıca algılayabilirler. Beyinleri küçük hareketleri anında fark edebilecek şekilde gelişmiştir. İnsan beyni nesneleri benzerliğe göre sınıflandırırken, at beyni nesneleri farklılıklarına göre sınıflandırma becerisine sahiptir. Bu da olası tehlikeleri hızlıca fark edip avcı hayvanlardan kaçabilmelerini sağlamakta ve doğada hayatta kalmalarını kolaylaştırmaktadır. Bu özellikleri, insanlarla olan bağlarına da yansımıştır. İnsanların davranışlarını ve mikro mimiklerini okuyarak onlara karşılık verebilirler. Bu gözlem yetenekleri de onların beden dilini okumakta ustalaşmalarını sağlamıştır. Kendi türümüzden aşina olduğumuz ve nörobilim literatüründe ayna nöron olarak bilinen karşı tarafın duygularını ve davranışlarını okuma becerisi, atlarda da oldukça gelişmiştir. Atlar da tıpkı bir ayna gibi, karşılarındaki kişinin ruh halini ve enerjisini yansıtırlar. İnsanların beden dili aracılığıyla ilettiği duygusal durumları kolaylıkla algılayabilirler. Örneğin, bir insan gergin ya da korkmuşsa, at bunu hemen fark eder ve buna uygun bir tepki verir. Bu konuyla ilgili Sussex Üniversitesi tarafından yapılan atlarda duygusal farkındalıkla ilgili yürütülen bir projede yer alan bir araştırmada; 28 atın olumlu ve olumsuz insan yüz ifadelerine nasıl tepki verdiği incelenmiştir. Kızgın yüzleri görürken atlar, olumsuz uyaranları algılamakla ilişkili bir davranış olan sol gözleriyle daha çok bakmışlardır. Bunun ne anlama geldiğinden kısaca bahsetmek gerekirse; yapılan araştırmalar sağ beyin yarım küresinin, tehdit edici uyaranları işleme konusundaki uzmanlığı nedeniyle olumsuz olayları birçok memelinin sol gözleriyle gördüğünü göstermektedir. Bu da, atların olumsuz duyguları okuyabildiği için sol gözleriyle baktığını göstermektedir. Araştırmayı yürüten Sussex Üniversitesi’ndeki Amy Smith araştırmanın sonuçlarıyla ilgili şunları söylemiştir: “Atların sosyal açıdan sofistike bir tür olduğunu uzun zamandır biliyoruz, ancak olumlu ve olumsuz insan yüz ifadelerini ayırt edebildiklerini ilk kez görüyoruz. Öfkeli yüzlere sol gözleriyle bakmak için başlarını oynatmalarının yanı sıra araştırmada gözlemlediğimiz bir diğer detay, atların olumsuz yüz ifadelerine daha belirgin tepkiler verirken ve hatta kalp atışları dahi hızlanırken, daha pozitif olan yüzlere karşı daha az tepki vermeleriydi. Bunun en olası nedeni, hayvanların çevrelerindeki tehditleri tanıması onlar için hayati bir öneme sahip olduğundan, negatif duygu ve durumlara karşı hassaslaşmış olmalarıdır.”
Atların en dikkat çekici özelliklerinden biri de hafızalarıdır. Bir at, bir kez yaşadığı bir deneyimi uzun yıllar boyunca hatırlayabilir. Bu güçlü hafıza hem olumlu hem de olumsuz deneyimlerde kendini gösterir. Örneğin daha önce bir insanla kötü bir deneyim yaşadılarsa bunu uzun süre unutmazlar ve bu durum gelecekteki davranışlarını etkileyebilir. Aynı şekilde, olumlu deneyimler de atın güven geliştirmesinde önemli bir rol oynar. Bu nedenle, at eğitimi ve terapötik süreçlerde hafızanın önemi büyüktür; atlara sabırla yaklaşmak ve olumlu deneyimler sunmak, onların ruhsal sağlığı için kritik bir öneme sahip olmaktadır.
Atların buraya kadar anlatılan özellikleri atla terapi süreçlerinde de öne çıkmaktadır. Bir danışan, kendi davranışlarını atın tepkileri üzerinden gözlemleyebilir ve bu sayede kendi içsel süreçlerine dair farkındalık kazanabilir. Atların bu yansıtıcı özellikleri, insanların kendilerini keşfetmelerine ve duygusal farkındalık kazanmalarına yardımcı olur. Terapist- danışan ilişkisinin kurulması atlar sayesinde kolaylaşır. Atlar ile kurulan bağlar, güven duygusunu geliştirir. Bu sebeple atla terapiler; depresyon, kaygı bozuklukları, travma sonrası stres bozukluğu, davranış bozuklukları, otizm ve daha birçok psikolojik bozukluk için çeşitli faydalar sağlamaktadır.
*Bosphorse Dergisi Eylül 2024 sayısı için yazılmıştır.
Kaynakça:
https://www.horsejournals.com/popular/history-heritage/clever-hans
Samhita, L., & Gross, H. J. (2013). The “Clever Hans Phenomenon” revisited. Communicative & Integrative Biology, 6(6). https://doi.org/10.4161/cib.27122
Smith, A. V., Proops, L., Grounds, K., Wathan, J., & McComb, K. (2016). Functionally relevant responses to human facial expressions of emotion in the domestic horse (Equus caballus). Biology letters, 12(2), 20150907. https://doi.org/10.1098/rsbl.2015.0907
Janet L. Jones (2020). Horse brain, Human brain: The Neuroscience of Horsemanship. Trafalgar Square Books
İstanbul Anadolu Atlı Spor Kulübü Alemdağ Mahallesi Havacılar Caddesi No: 33 34794 Çekmeköy/İstanbul
Nora Psikoloji Bostancı Mah. Koy Yolu Sokak No:5 D:6 Kadıköy
psikologzeynepzoden@gmail.com
0544 763 15 76
Copyright © 2025 Zeynep Özden. Bu sitenin tüm hakları yazılı izin olmadıkça kullanılamaz.